Köylüden Bakana Mektup

Ben Büyükharman köyünden Kara Ahmet
Mektubumu okursan sana vereceğim bir hayli zahmet
Bilmem sayın bakanım
Hiç köyü bilir misin
Hiç köy gördün mü
Köyde hayat nasıldır
İnsanlar ne yer, ne içer
Ne eker, ne biçer bilir misin
Köy yoluna girdin mi hiç
Kıvrılan tozlu yollardan
Çamur rampalardan aştın mı hiç
Köy kahvesine girip bir acı çay içtin mi
Odun sobasının başında
Bafra sigarasını içip acı acı öksürdün mü
Dumanlar içinde
Bilmiyorum ...
Bildiğini de tahmin etmiyorum
Ama ben sana halimi arzetmek istiyorum
Okursunuz değil mi
Yazdıklarım harfiyen doğrudur
İçinde bir gram yalan yoktur
Biz bilmeyiz öyle dolambaçlı yolları
Ne düşünmüşsem yazdıklarım odur
Benim bu köyde biraz arazim var
Fakat bu arazide ne ağaç var ne su
Kurak, kıraç bir toprak burası
Her ektiğin olmaz burda
Olursa arpa, buğday olur
O da Allah’a kalmış
Verirse bol yağmur
Alırız biraz mahsül
Fakat gel gör ki
Üç yıldır bir damla yağmur düşmedi
Ektiğim tohumlar da haybeye gitti
Elde avuçta ne varsa bitti
Yediğimiz bir yufka ekmekti
Onu da bulamıyoruz şimdi
Anlıyorsun değil mi bakanım
Daha bitmedi yazacaklarım
Evimin yanında küçük bir ahırım
İçin de iki tane de sığırım
Vardı
Ele güne muhtaç değildik
Süt yoğurt yapar yerdik
İneğe verecek yem bulamasak da
Samanımız, otumuz vardı hani
İçine biraz da kepek karıştırır
Oyalardık zavallıyı
Fakat gel gör ki sayın bakanım
Üç yıldır ne ot kaldı ne saman
İnekler kendinden geçti inan
Bir deri bir kemik kaldı
Öldü ölecek
Ha bugün ha yarın
Hepten mundar olmasın diye
Başında nöbet bekliyoruz zavallının
Kursağımız biraz et görsün diye
İşte vaziyet böyledir bakanım
Bir de
Elini öper üç oğlum, iki de kızım var
Üçü okula gider
Onların hali daha da beter
En son, üç sene önce şehre inmiştim
Çocuklara birer ayakkabı
Biraz da sırt baş almıştım
Yama bile tutmaz oldu sırtındakiler
Bütün eski esvapları bozup bozup
Onlara giydirdik
Elde avuçta ne varsa yedik bitirdik
Bunlar yetmiyormuş gibi
Geçenlerde öğretmenleri
Çocuklardan bir kitap istemiş
Adı hikaye mi roman mı neymiş
Biz nerden biliriz böyle şeyleri
Ne ahıra benzer ne de tarlaya
Biz de soluğu doğru muhtarın yanında aldık
Ona sorduk soruşturduk
İyi mi
O da bilmiyormuş garibim
Romanı hikayeyi
Bunlar köy meselesi değilmiş
Köyde böyle şeyler bilinmezmiş
En sonunda çareyi bulduk
Şehre sipariş verdik
Geldi bir hikaye
Para falan yok tabii ki
Veresiye...
Gelecek bahara öderiz nasipse
Hani olur ya iyi bir yağmur yağar
Tohum bulur ekeriz
Elimize avucumuza biraz para geçer
İnekler ölümden kurtulur
Biz de sürünmekten, nöbetten...
İşte sayın bakanım
Daha yazacaklarım çok
Fakat yazmanın faydası yok
Halimiz işte böyle perişandır
Ben derim ki biraz da bizi görseniz
Kafanızı kaldırsanız kum yığınlarından
Oluk oluk akan hortumların ucunu
Biraz da köylere çevirseniz
Öyle makbule geçer ki
Ama nerde...
Allah bilir bu mektup bile size ulaşamayacak
Meclisin korumalarından sizin sekreterlerden kurtulup da
Zarfın üzerine bir bakacaksınız
Gönderen Sarı Çizmeli Mehmet Ağa
Şanı şöhreti yok
Arkasında asker, medya yok
Öyleyse salla gitsin
Gitsin tüm umutlar
Hani köylüyüz ya
Köylüyüz...
Evet öksüz
Bir köylüyüz
Ama biz de bu vatanın evladıyız
Ey sayın bakanım...
Adem Keven
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir










