Ömür Denilen Meçhul

Her insan her canlı gibi doğar, yaşar ve ölür. Bu gerçeği her aklı selim sahibi kabul eder. İnsan hayatı yeknesak değildir. inişleri çıkışları olan bir hayattır. Her yaşın kendine ait bir özelliği ve güzelliği mevcuttur. Her insan içinde bulunduğu yaşı çok beğenir, hep böyle kalsam der. Fakat bir sonraki yıl yine kendi yaşının güzelliklerinden, yaşlandıkça olgunluğun arttığından bahseder. Bu durum çok normal olması gereken bir durumdur. Zaten böyle olmasaydı hayat da çekilmezdi değil mi?
Büyük alimler, bilginler insan hayatını belli başlı safhalara ayırmışlardır. Bu safhalar ayrı ayrı ele alınıp incelenmiş ve somut, soyut dönemler gibi bizlerin pek aşina olmadığı isimlerle adlandırılmıştır. Bu tasnifler bizlere hep uzak kalmıştır. içinde bizim insanımızın hayat safhası değil de daha ziyade Batı insanının yaşam öyküsü vardır. Milli ve dini değerlerimize uymayan bu hayat dönemlerini halkımız kendisine dışarıdan giydirilen bir elbise gibi görmüştür ve kabul etmemiştir.
Buna paralel boş da durmamış ve kendi hayatını kendince bazı kısımlara ayırmıştır.İşte hayatımın baharı, hayatımın sonbaharı; hayatımın hazan mevsimi, neşat mevsimi gibi tasnifler yapmıştır. İnsan hayatını mevsimlere adapte etmiştir. Doğayla hayatını bütünleştirmiştir adeta... Halk ozanlarımız belki de bu hayat tasniflerinin en güzelini yapmışlar. Ortalama bir insan ömrü yetmiş yıldır demişler ve hayatı tamamen kendi akışı içinde bırakarak ona dışardan bir kaftan giydirmeden hayatın bize verdiklerini dile getirmişlerdir. Yazanı kim olduğunu bilemedeğim fakat Mut eşrafından olup Ahmet oğlu Ozan Emin’den sık sık dinlediğim bir ömür gazelini aklımda kaldığı kadarı ile aynen aktarıyorum:
Ah...
On yaşında bir güzel gonca güle benzer.
On birinde elma diye saklarlar.
On ikisinde gonca deyip bağlarlar.
On üçünde cevri cefaya benzer
On dördünde helva şekere benzer.
On beşinde uzamış gitmiş servi kavağa benzer.
On altısında güzellerin çağıdır
On yedisinde göğsü gerilir.
On sekizinde terketmiş yarini dağ başına çıkmış dumana benzer.
Yirmisinde zincirden kurtulmuş aslana benzer
Yirmi birinde bıyıkları burulur.
....
....
....
Otuzunda akmış sular gibi durulur.
Otuz beşinde günahları sorulur.
Kırkında yaprağı dökülmüş bağa benzer
Kırk beşinde günahlarına ağlar
Ellisinde bütün işlere bel bağlar
Elli beşinde sızı inmiş dizine
Atmışında duman çökmüş gözüne
Atmış beşinde bakılmaz yüzüne
Yetmişinde beli bükülmüş, her damarlarından kanlar çekilmiş,
Ak şeker ağlar, gelmiş geçmiş yalana benzer.
Evet bir halk ozanımız böyle diyor. Bence burada tasnifi yapılan hayat bir Anadolu insanının çileli ve zor şartlarda geçirdiği hayattır.
Adem Keven








