Site İçi Arama

Kimler Sitede

Şu anda 1 ziyaretçi çevrimiçi

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün18
mod_vvisit_counterDün29
mod_vvisit_counterBu hafta100
mod_vvisit_counterBu ay374
mod_vvisit_counterHepsi119528

Hangi Şiirleri Ezberlemeliyim?

alt

Bazen, "keşke şu şiirleri ezbere bilseydim" diye hayıflandığım olur.  Ezbere şiir okuyanları gördüğümde hep imrenmişimdir. 
Hayatta, ezberlediğim ilk şiir, annemin bana öğrettiği bir dua idi ki, her gece yatağıma girdiğimde onu okurdum. O küçücük ellerimizi açar “ Yattım Allah kaldır beni/ Nur içine daldır beni/ Can bedenden ayrılmadan/ iman ile gönder beni” duasını defalarca okur ve onun verdiği güven dolu huzurla uyuya kalırdık.  

Okuduğum bu duanın ne anlama geldiğini, dua olup olmadığını, hele hele onun şiir olduğunu çook sonraları farkettim.  

Şiir ezberleme macerası ilk okul yıllarında başladı. Fakat arkası uzun bir süre gelmedi. Milli bayramlarda, önemli gün ve haftalarda özellikle de her 23 Nisan ‘da okunan şiirler az çok belleğimizde yer edinmiştir. İlerleyen yıllarda bu şiirlerin ne kadar da hamaset dolu olduğunu ve bizleri pek tatmin etmediğini öğrendik.  

İlk okul yıllarına ait hafızamı yokladığımda İstiklal Marşı, Andımız, Öğretmen Marşı ve Onuncu Yıl Marşı dışında bir şeylerin olmadığını hemen fark edebiliyorum. 

Önemli gün ve hafta şiirleri dışında şiirlerin olduğunu orta okul ve lise yıllarında farkettik. İnsanın kendi kendine şiir okuyabileceğini de o yıllarda farkettik. Yani anlayacağınız şiirle geç tanıştık. 

Orta okulda ders kitaplarında geçen şiirler dışında pek şiir okumadım. Onları da ders icabı okuduk, zevk alarak değil. Orhan Veli’nin “Beni böyle havalar mahvetti” mısrası dışında aklımda pek bir şey yok. 

Lise yıllarında ise durum tamamen değişti. Şiir, hayatımıza başka bir açıdan girdi. Hem öyle bir girdi ki, bir daha çıkmadı. Neydi bu şiirler? Vatan- millet şiirleri değil elbette: Aşk şiirleri, sevda şiirleri. Aşağı yukarı her liselinin gündemine bu şiirler bir şekilde girmiştir, İster âşık olsun ister olmasın. Özellikle kızlar için aşk şiirleri vazgeçilmez bir parça idi. Birçoğunun rengarenk şiir defteri bile vardı. Genellikle aşk üzerene yazılmış, güzel şiir ve sözlerin yazıldığı bir defter taşırdı herkes. Arasına da gül yaprağı koymak başka bir anlamalıydı. 

Bu aşk şiirleri dışında, edebiyat kitaplarımızda geçen divan edebiyatına ait örnekleri okuduk. Anlamasak da zevkle okuduğumuzu hatırlıyorum. Fuzuli’ den, Baki’ den, Şeyh Galib’den, Nedim ve Nef’i den kasideler okumaya çalıştık. Onların vezinlerini bulmak ayrı bir zevk verirdi. Ama sınıfta birçok kişi bunlardan bir şey anlamaz ve anlamak için gayret de göstermezdi. 

Bir de her Türkçe kitabında adına sık sık rastladığım ama büyüklüğünü o yıllarda anlayamadığımız isimler vardı.  Karacaoğlan, Yunus Emre, Aşık Veysel gibi. 

İnsan bir şeyi isteyerek okumazsa okudukları kalıcı olmuyor. Düşünüyorum da okullarda okuduğumuz bütün şiirleri hatırlıyor olsaydık şimdi ne iyi olurdu. 

Ama işin garibi, bize o yıllarda ne aile çevremizden birileri, ne de öğretmenlerimizden birileri şiir ezberlemenin öneminden söz etti. Acaba kendileri birkaç mısra biliyorlar mıydı ? O da işin bir diğer garip tarafı... 

Üniversiteyi kazanıp da rüyalarımızın şehri olan İstanbul’ a gelmeseydik belki de şiirle tanışamayacak ve ondan bihaber yaşayıp gidecektik. 

“İstanbul’da bir üniversite okumak, diğer yerlerdeki iki üniversiteye bedeldir” sözünün doğruluğunu ispata gerek var mı bilmiyorum ama ben okuduğum üniversiteden ziyade şehrin bana sunduğu o bulunmaz fırsatlarla kendimi yetiştirmeye çalıştım. Şiirle de gerçek manada tanışmam, zaman zaman dinleyici olarak katıldığım kültürel sohbetler ve konferanslarda vaki olmuştur. 

Dinleme şansı elde ettiğim bir çok değerli kültür ve ilim adamının konuşmalarını şiirlerle daha etkili hale getirdiğini farkettim. Gerçekten de içinde birkaç mısra da olsa şiir bulunan konuşmalar bana çok daha fazla lezzet veriyordu. 

Mesela, Haluk Dursun hocanın “Balkanlarda Osmanlı İzleri” konulu konuşmasında okuduğu, meçhul bir yeniçeri askerinin yazdığı Tuna Kasidesi’ni hiç unutamıyorum. Hala bazı mısraları aklımda. 

Gah göğsüm gibi nâlanı girîvandır Tuna 

Gah gönlüm gibi cûşanı hurûşandır Tuna

...

O günden sonra şiir ezberlemeye karar verdim. 

Yine bir gün Nejat Muallimoğlu’nun bir hitabet konferansına katılmıştım. Nejat Muallimoğlu, o konferansında Yahya Kemal Beyatlı'nın "Süleymaniyede Bayram Sabahı" adlı o muhteşem şiirini yedi dakikada , harika bir tonlamayla ezberden okumuştu. Ama ne okuyuştu o... Yürekleri coşturan, akan suyu durduran. Keşke demiştim; bir gün ben de böyle şiir okuyabilsem... 

Evet, artık kararım iyice kesinleşti. Ne yapıp edip şiir ezberleyecek ve onları gerekli yerlerde okuyacaktım. Etkili bir hatip olmanın yolu biraz da bundan geçiyordu. 

Şiir ezberlemeye karar vermiştik vermesine de bir problem vardı. Hangi şiirleri ezberleyecektim. Bu soruyu günlerce sordum kendi kendime... Hangi şiirleri ezberlemeliydim? 

Aslında yukarda zikrettiğim iki şiiri, yani Tuna Kasidesi ile Süleymaniyede Bayram Sabahını bir yandan ezberlemeye başlamıştım bile... 

Hiç vakit kaybetmeden ezberlenecek şiirler listesi yapmaya karar verdim ve bu listeye hangi şiirleri alacağıma dair bir araştırma yapmaya başladım. Önce farklı şiir antolojilerine baktım ve meşhur şairlerin en meşhur şiirlerini listeme aldım. Diğer yandan üniversitede kendime yakın hissettiğim hocalarıma danıştım ve onların tavsiye ettiği şiirleri de listeme ekledim. Son olarak da katıldığım konferans, sohbet ve diğer faaliyetlerde dinlediğim şiirleri listeme ilave ettim. Sonuç olarak uzun ama, mükemmel bir liste çıktı. Listemde kimler yoktu ki...Mehmet Akif, Yahya Kemal, Orhan Veli, Cahit Sıtkı, Faruk Nafiz, Ahmet Haşim, Necip Fazıl, Arif Nihat Asya, Fuzuli, Nefi ve daha nice şair...liste kabarık. Gözüm korktu. Bu kadar şiir ezberlenir mi dedim. En iyisi listeyi azaltmak. Tamam da hangi şiiri liste dışı bırakacaksın. Elim hiç birini atmaya yanaşmıyor. Hepsi birbirinden değerli ve güzel. 

En iyisi dedim ben bu işi zamana bırakayım. Artık kaç yılda biterse bitsin... Hepsini ezberlemeye karar verdim. 

Bazı şairler vardır, onların bir tek şiiri şöhreti yakalamış ve şiirin şöhreti şairin şöhretini geride bırakmıştır. Bazı şairler de vardır ki onların nerdeyse yazdıklarının tamamı şöhrete ulaşmıştır. 

Şairleri ölümsüzleştiren iksir şiirlerde gizlidir. Her şiirde bu iksir yoktur. İşte asıl mesele, içinde bu ölümsüzlük iksirini taşıyan şiirleri bulup ezberlemek ve iki şeyi yani şiirle şairi  birlikte yaşatmaktır. 

Bu duygu ve heyecanla listeme aldığım şiirleri ezberlemeye başladım. Artık her yerde şiir ezberliyordum. Otobüste, trende, minibüste, parkta, okulda hatta derslerde bile... Ezberlediklerimin bazılarını arkadaşlarıma okuyor, onlara nasıl zor bir işi başardığımı gösteriyordum. Lakin her şey böyle güzel gitmedi. Aradan birkaç hafta geçince ezberleme istek ve heyecanım kalmadı.   Fakat tamamen vazgeçmedim. Zaman zaman ezberlemeye devam ettim. Hala da devam ediyorum. Listemdeki şiirlerin çoğu daha duruyor. Sabırsızlıkla ezberlenmeyi bekliyorlar. 

İnşallah günün birinde listemdeki bütün şiirler ezberlenmiş olurlar da şiirler bana gücenmiş olmazlar. Yoksa nasıl hakkını ödeyebilirim bunca şairin ve şiirin? 

Bence her şiir sever, bir liste oluşturmalı ve o listesindeki şiirleri zamanla ezberlemeli. Bu listenin olmazsa olmazlarında bazı şiirler vardır. Orhan Veli’den “İstanbul’u Dinliyorum” ; 

Yahya Kemal’ den “Sessiz Gemi”, Necip Fazıl’dan “Sakarya” , Cahit Sıtkı’dan “Otuz Beş Yaş” şiiri listemin baş tacıdır benim için. 

Şiirleri ezberlemek yeterli değil tabii ki. Bu şiirleri gerekli meclislerde okumak ve dostlara şiir ziyafeti çekmek bu işin en keyifli yanı olsa gerek. 

16.7.2003 

Adem Keven