Yeni şiirler yazmalıyımYeni şiirler yazmalıyım!”
Diye haykırdı şair, Boğazda son martılar uçarken… … İstanbul… Gidiyor sessiz sakin elden Kayıp gidiyor gönülden Yarınlara ne bırakacağız senden yadigâr? GİZEMLİ KELAM- Sevda Dıraga CanbazGİZEMLİ KELAM
Yiğit bir delikanlı, içinin çok derininde bir yerlerde, kendine bile ifade edemediği hubb-u riyaset ve ehl-i dava bir hal içre: “Bu kirli savaşlar neden? Kalksın artık sınırlar… “ diye ağlıyor ve bu alçak zulme -kendi zannınca-insanların seyirci kalışlarına kızıyor, ilgililerin bir şey yapmayışlarından dolayı, çevresine hamasi söylemler savuruyordu. Bir yandan bu düşünceler zihninde dolaşadursun, öte yandan, sanki hiç kimse üzülmüyor da en çok üzülen kendisiymiş gibi davranıyordu. Şairliğimi hatırlattın bana çocukEğitimle ilgili son yıllarda yapılan en büyük değişiklik hiç şüphesiz müfredat programlarının yenilenmesidir. Bu değişiklik sadece okullarda öğrenci ve öğretmenler tarafından değil, sokaktaki insanlar tarafından da fark edilmiştir. Programın yansımaları bir çok sahada hissedilmiştir.Şairliğimi hatırlattın bana çocuk Neyse, benim mevzuum enine boyuna eğitimi tartışmak ya da müfredat programını savunmak değil. Benim meselem başka:
|
İdeal İnsan, Yazı Ve Şiirle Tamam OlurSon iki aydır bir grup üniversite öğrencisiyle bir proje için beraberiz. Proje, genel hatlarıyla çok genel ve geniş. Benim ilgilendiğim kısım; ideal bir genç için kültürel birikimin şart olduğu ve kendini yazılı ve sözlü olarak ifade edebilmesi. Daha da net söylersem ideal bir insan olmak için gereken şartlardan birinin de yazı ve şiirle ilgilenmek olduğu… Biraz garip gelebilir sizlere, ideal insan tanımının içinde yazı ve şiirin ne aradığı konusu… İdeal insan denilince hemen akla gelenler; yabancı dil, iyi bir üniversite, kişisel gelişim, öz güven, doğruluk, çalışkanlık, karizma, ortam vb. Biraz daha zorlarsak güzel konuşma, üstün yetenekler, iletişim bilgi ve becerisi gibi maddeler de akla gelebilir. Ama ne yazık ki yazı ve şiir kolay kolay akla gelmez. Bırakın akla gelmesini siz hatırlattığınız da bile pek ciddiye alınmaz. Hayat Koçunun KoçluğuGeçtiğimiz günlerde idealist bir üniversite öğrencisiyle hayatın farklı alanları üzerine konuşuyoruz. Günümüzdeki gençlik sorunlarıyla ilgili derin bir sohbet, aldı başını gidiyor. Konu konuyu açtı. Velhâsıl kelâm oldukça verimli bir sohbet oldu. Görüştüğümüz konulardan biri de “hayat koçluğu” idi ki konu şöyle açıldı: “Hocam bana bir hayat koçu lazım, kimi tavsiye edersiniz? sorusu üzerine “Senin hayat koçuna ihtiyacın yok” cevabını vermemle…Okuma Okutturmayla BaşlarHer kitabın hayat yolculuğu okunma ümidiyle başlar. Kitaplar hep okunmak için var olmuşlardır. Okumak eylemi kendi kendine gerçekleşmez. Mutlaka irade, istek, ihtiyaç, amaç gibi diğer etkenlere bağlıdır. Okuma eylemi biraz da alışkanlık meselesidir. Alışkanlık, bir davranışın kendiliğinden yapılır hale gelmesi, biraz da hareketin insanın bütün melekelerine nüfus etmesidir. Dış etkenler devreye girmeden sadece iç âmillerle insanın bir işe başlaması, gerçekleştirmesidir alışkanlık meselesi. İşte kitap okuma alışkanlığı da kazanması kolay olan bir hadise değil biraz meşakkatli ve sabır isteyen bir alışkanlıktır. Yazmak yetenek işi midir? Yazı yazma konusunda istekli olan genç yazar adaylarının bilmesi gereken bir konu var: Yazarlık meselesinin yetenekle bir ilgisi var mı, yok mu? Önceki yazımızda yazarlığın ilk şartı olan “istek”ten söz etmiştik. Kişi önce istemeli… Hemen şöyle bir itiraz duyar gibiyim. “Çok istiyorum, ama olmuyor. Bende yetenek yok” |

Yazı yazma konusunda istekli olan genç yazar adaylarının bilmesi gereken bir konu var: Yazarlık meselesinin yetenekle bir ilgisi var mı, yok mu? 






